Muhâsebe

Hesaba çekilmeden önce hesabınızı görünüz” (Tirmizî, Kitâbu’l-Kıyâme/25)

 

Muhâsebe; hesaplaşma, insanın nefsini hesaba çekmesi demektir. Peygamberimiz de (a.s):

“Hesaba çekilmeden önce hesabınızı görünüz” (Tirmizî, Kitâbu’l-Kıyâme/25) buyurmaktadır. Gelmesi kesin olan hesap gününe hazırlık yapmamız gerekmektedir. Milyarlarca insanın hesabını bir ikindi ile akşam vakti arasındaki zaman kadar çok kısa bir sürede alacak olan “SERİ‘ ve HASÎB” Rabbimize nasıl hesap vereceğimizi düşünmeli ve ona göre kendimizi kontrol etmeliyiz. Cenâb-ı Allah:

“Bugün senin kendi nefsin, kendi hakkında hüküm verici olarak kâfidir” (İsrâ, 14) buyurur.

Ticaretle uğraşanlar, alış veriş yapanlar nasıl ki dükkânını kapamadan önce hesaplarını titizlikle yaparlarsa, her mü’min de yatağına girmeden veya uyumadan önce kendi kendine hesabını yapmalı, o günü kârla mı, zararla mı kapattığını kontrol etmelidir.

Namazlarını tam vaktinde kılmış mısın? Eğer kılmamışsan hemen yerinden kalk, kılmadığın namazlarını kaza eyle. Sonunda da Cenâb-ı Allah’a tevbe ve istiğfar eyle. Bir daha aynı duruma düşmeyeceğine söz ver, pişman ol!

Kıldığın namazlardan hangilerini cemaatle eda ettin? Eğer imkânın varsa cemaate devam eyle. Buna son derece özen göster. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.s) savaş zamanlarında bile namazlarını cemaatle kılmaya özen göstermiştir. Bu rahatlık içinde size bize ne oluyor?

Namazlarından manevî bir tat alabiliyor musun? Huşu ve huzur içinde kaç vakti eda ettin? Eğer edememişsen neden ve niçin?

Abdest alışına dikkat ediyor musun?  Abdestin adaplarına riayet ediyor musun? Yoksa alelacele, üstüne başına suları sıçrata sıçrata mı abdest alıyorsun?

Cenâb-ı Allah’ı zikrediyor, devamlı olarak ve hiç aksatmadan yapmakla yükümlü olduğun tespihlerini çekiyor musun? Şimdiye kadar aksattığın oldu mu? O’nun zikrinden manevî, ruhî bir tat alıyor musun, yoksa sırf adet yerini bulsun diye mi bunu yapmaktasın?

Nafile ibadetlerle aran nasıl? Duhâ ve evvâbin namazları ile teheccüd namazlarını kılıyor musun? Müslümanlarla geçimin nasıl? Kırıcı ve nefret ettirici misin? Dargın olduklarınla üç günden fazla küs durduğun oldu mu? Sevdiklerini Allah için mi yoksa dünyevî menfaatler için mi seviyorsun?

İslâmiyet’e lafla mı yoksa kalbinle, kalıbınla ve ruhunla mı bağlısın? Bu mübarek dine kaç kişiyi kazandırdın? Anne ve babana itaatin nasıl, onların emirlerini, nasihatlerini dinliyor ve gönüllerini alıyor musun? Ailene, çocuklarına, eşine, karı-koca olarak birbirinize karşı tutum ve davranışlarınız ölçülü mü?  Kur’ân ve Sünnet ölçülerine uygun mu?

İşine bağlılığın nasıl, çalışkan mısın yoksa tembel misin? Her gün hiç değilse bir miktar Kur’ân okuyor musun, yoksa sadece Kur’ân okumayı, bazılarının diğer ibadetleri de Ramazan’dan Ramazan’a bıraktıkları gibi sen de öyle mi yapmaktasın?

Anneler! Sizler çocuklarınızla yeterince ilgileniyor, onlara dini emir ve yasakları öğretiyor musunuz? Kocalarınıza gerekli saygı ve itaati gösteriyor musunuz? Babalar! Sizler de aynı şekilde çocuklarınızın her türlü ihtiyacıyla, onların tutum ve davranışlarıyla yakından ilgileniyor musunuz? Eşinize karşı nasıl davranıyorsunuz?

Diline dikkat ediyor musun? Aleyhine bile olsa doğruluktan ve doğru sözlü olmaktan ayrıldığın oluyor mu? Her gün hesap defterini kapamadan önce dedikodu, gıybet yapıp yapmadığını kontrol ediyor musun?

Hayır ve hasenâta dair neler yaptın? Müslüman fakirlere hiç maddî yardımda bulundun mu? Zekâtını düzenli olarak veriyor musunuz?

Komşularınla -kim olursa olsun- geçim ehli misin? Onlara zarar-ziyan verdiğin olur mu? Bilmeden sen veya aileden herhangi biri komşunuza eziyet ettiğinde bu hatayı düzeltme yollarına başvurup, onların gönüllerini alıp helalleştin mi?

Yemede içmede helalinden kazanıp harcamayı, israf etmemeyi kendine şaşmaz prensip edindin mi? İsraftan sakınır mısın? Yoksa sana emanet verilen her şeyi; vaktini, ömrünü, malını ve sıhhatini acımasızca israf eder misin?

Yerine göre eli açık, yani cömert misin? Yoksa “Cimri, cehenneme daha yakındır” sözüyle kınananlardan mısın?

Büyük günahlardan sakındığın gibi küçük günahlardan; mesela dedikodu, kazayı hacette iyi temizlenmeme, küçük abdesti üzerine sıçratma hastalığın var mıdır?

Şüpheli (helal mi haram mı kesin olarak bilinmeyen) şeylerden sakınır mısın?

Sıhhatini korur musun? Sıhhatine zararlı olan yiyecek ve içeceklerin tamamından yüz çevirir misin?

Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam verip hal-hatır sorar, musâfaha eder, güler yüz gösterir misin?

Müslümanların sevinçlerini, ölüm ve musibet gibi durumlarda ise üzüntülerini onlarla birlikte paylaşır mısın, davetlerine icabet eder misin?

Kin ve haset/kıskançlık hastalığın var mı? Kendi nefsin için istediğin bir şeyi mü’min kardeşin için de ister ve arzu eder misin?

Namazlarında huzur ve huşûu yakalayıp, namazlarından manevî bir tat alır mısın? Çünkü Cenâb-ı Allah buyuruyor: “Namazlarını huşu ile kılanlar… kurtuluşa ermiştir.” (Mü’minûn, 2)

Anne-babana, onlar hayatta olsun ya da olmasın ihsan ve iyilik eder misin? Onlar hayatta iseler kendilerine hizmet ve yardım etmekle, eğer vefat etmişlerse Fâtihalar, Yâsinler, ibadet ve taatlarla, velhasıl Allah yoluna râm olmakla onların ruhlarını şâd eder misin? Çünkü Cenâb-ı Allah ilk önce kendisine hamd ve şükür etmeyi sonra da ana-babaya ihsan etmeyi emretmiştir.

“Bana şükrediniz, sonra da anne ve babanıza iyilikte bulununuz.” (Lokmân, 14)

“Allah’a ibadet ediniz ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayınız, annenize babanıza iyilik ediniz.” (Nisâ, 36)

Yaptığın günahlara tam bir teslimiyet ve halis bir tevbe ile tevbe edip pişman olur musun?

Hz. Allah şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Nasûh tevbesi ile Allah’a tevbe ediniz. Umulur ki Allah, günahlarınızı bağışlar.” (Tahrîm, 8)

Bunları oku, düşün ve hayırlı işler yap!


Zülcenâheyn diğer yazıları