03 Aralık 2022
Edebali KARABIYIK

Der İsen Mürşid-i Kâmil Bulunmaz Bu Asırlarda…

Der İsen Mürşid-i Kâmil Bulunmaz Bu Asırlarda…

Kuddûsi Baba’nın yanında tasavvufî eğitimini tamamlayan Hamdî Efendi, 1846 senesinde otuz yaşındayken kendisinden hilâfet aldı. Bu durumu şiir diliyle şöyle anlattı...

Anadolu; erenler, ârifler diyarıdır. Bu ârif zâtlardan birisi de 19.yüzyılda yaşamış Kâdirî şeyhlerinden Hamdî Efendi’dir. Kaynaklarda hakkında pek fazla bilgi bulunmayan Hamdî Efendi 18 Eylül 1816 Çarşamba günü Nevşehir’de doğdu. Dört yaşındayken anne ve babası vefât etti. On yaşındayken İstanbul’a gelen Hamdî Efendi burada çok sıkıntılı günler yaşadı. On iki yaşına geldiğinde gördüğü bir rüya üzerine, meşhur Kâdirî Şeyhi Ahmed Kuddûsî Baba’nın yanına gitti ve Kâdirî tarikatına intisap etti. Uzunca bir süre ona hizmet etti. Kuddûsi Baba’nın yanında tasavvufî eğitimini tamamlayan Hamdî Efendi, 1846 senesinde otuz yaşındayken kendisinden hilâfet aldı. Bu durumu şiir diliyle şöyle anlattı:

Sene bin iki yüz altmış birinci sâlde bu Hamdî

Hilâfet aldı Kuddûsî Babadan hûb-dîvân oldı

Vekâlet virdi Kuddûsî Baba bir nerdibân oldı

Hamdî Efendi başka bir şiirinde dünyada Kuddûsî Baba’nın yanında olduğunu ve ona can-ı gönülden bağlı olduğunu ama tarikatın pîri Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin esas yol gösterici konumunda bulunduğunu şöyle ifade eder:

Âlem-i suğrada Kuddûsî Babadır mürşidim

Âlem-i kübrâda Abdülkâdir serdârımız

Şiirlerini hâvi Divanını 1877 yılında bitirdiği ve altmış üç yaşında hayatta olduğu anlaşılan Hamdî Efendi’nin vefât tarihi bilinmemektedir.

Hamdî Efendi bir şiirinde Kâdirî müridlerinin yapmaları gerekenleri nasihat verir bir üslupla ve anlaşılır bir dil kullanmaya çalışarak anlatmıştır. Ayrıca şiir, her devrin tarikat zamanı olduğundan söz etmesi bakımından ayrıca dikkat çekicidir. Söz konusu şiir ve düz yazıya çevrilmiş hâli şu şekildedir:

Şerî’atden ṭarîḳatden ḥaḳîḳatden olam âgâh

Diyen kimse beri ṭut ṣaġ ḳulaġın bulasın dergâh

(Şeriattan, tarikattan, hakikattan haberdar olmak isteyen kişi! Yaklaştır sağ kulağını (Beni dinle!) ve bir dergâha git!)

Ṣalâtı ṣavmı terk itme ḫilâf sözden ḫazer eyle

Ḫarâmı aġzıña ḳoyma ᶜamel iḫlâṣ idüb ey şâh

(Namazı ve orucu terk etme. Yalan söz söylemekten uzak dur. İhlas ile amel edeyim dersen ağzına haram loma koyma. Yediğine içtiğine dikkat et.)

Ṣalâḥiyyetde ḳâmil er bulunduñ ẓâhirâ ṣûfi

Ṭarîḳatden şerîᶜatden alındı ġayrı yoḳ billâh

(Gerçek bir insan-ı kâmil kişi buldun diye ey Sufî, tarikatın ve şeriatın kaîdelerini yerine getirmeyeceksin sanma!)

Şerîᶜatsiz ṭarîḳatden murâd ḥâṣıl olur ṣanma

Yaḳarsın dîn-i dünyâñı gidersin añsızın nâgâh

(Şeriatı bilmeden tarikatta hedefime ulaşırım sanma! Din-i dünyanı yakarsın. Bu şekilde birden vefât edersen halin ne olur sonra!)

Şerîᶜatle ᶜamel idüb ṭarîḳa mürşid-i ḳâmil

Gerekdir ḫâliṣ-i muḫliṣ Ḫüdâya ᶜazm iden hem-râh

(Tarikatta mürşid-i kâmil olan kişi şeriatla amel etmelidir. Bize Allah’a hâlis niyetle ibadet etmeye çalışan yoldaşlar gereklidir.)

Ṭarîḳ-i şâh-ı ᶜAbdülḳâdire mensûb olam derseñ

Uṣûli günde yüz kerre di istiġfârı it eyvah

(Şâh Abdülkâdir’in tarikatına mensup olacağım dersen, bunun usûlü günde yüz kere tövbe-istiğfar etmelidir.)

Nedâmetle selâmet buldı fâcir ḫâliṣ oldılar

Ḫüdâ ᶜindinde maḳbûl günde istiġfâr iden gümrâh

(Günah işleyenler yaptıklarından pişman olup selamete erdiler, samimi bir kul oldular. Yoldan çıkmış da olsalar tövbe edenlerin pişmanlığı Allah katında makbuldür.)

Daḫi on kerre ᶜışḳile ṣalâvât-ı şerîf oḳu

Ḫulûṣ ile o şâhlar şânına itme ḥazer ẕerrâh

(Hâlis bir niyetle o şahlar şâhı, ebedî önderimiz Hz.Muhammed’e (S.A.V) bundan sonra günde on kere salavat getir. Bunu yapmayı sakın unutma!)

‘Adedsiz bî-ḥesâb tevḥîd-i yezdâne çalış ṭurma

Gice gündiz hemân ẕikriñ ü fiḳriñ ola bir Allah

(Sayısız ve hesapsız Allah’ın bir ve tek olduğunu anlatmaya çalış, durma! Gece ve gündüz her zaman düşüncen, zikrin Allah olsun.)

Ḥelâlinden yi iç otur ḳaḳub oyna bu ᶜâlemde

Ġam-ı endûhı mâl itme bu ḳahr evindesin seyyâh

(Yediklerin, içtiklerin helâlinden olsun. Davranışların, oturup kalkman hep Müslümanca olsun! Bu gelip geçici ve gamlarla dolu olan dünyada, dünya işlerini kendine dert edinme!)

Ḫüdâ ḫalḳ eylemiş bir çille ḫâne mü’minân içün

Yerile gök arasında çeker yüz biñ meşaḳḳat âh

(Allah bu dünyayı müminler için bir çilehâne olarak yaratmıştır. Müminler yer ile gök arasında yüz bin meşakkat, sıkıntı çekerler.)

Şerîk olma cihânıñ fitnesine ḳaç kenâr ol sen

Ṣarıl bir ṣanᶜata yâ vaḥdete ey ᶜâḳil-i âgâh

(Cihânın fitnesine ortak olma! Böyle yerlerden, ortamlardan kaç, uzak dur! Bir sanat öğren, onunla meşgul ol ya da ibadetle meşgul ol, ey akıllı ve uyanık kişi!)

 

Göñülde Ḥaḳ muḥabbeti dilinde ẕikr-i Ḥaḳḳ dâ’im

Eliñde usta ṣanᶜatı buluna bir vesîle-gâh

[Gönlünde Allah’ın muhabbeti, dilinde O’nun zikri olsun her dâim! Elinde de sana Hakk’ı hatırlatacak, geçimini temin edecek bir sanat olsun! (Eskiler buna: “El kârda; gönül yarda.” derler ki bir yandan dünyaya müteallik geçimini temin için çalışırken bir yandan da kalpten Allah’ı zikret, manasındadır.)]

Riyâ girmez żâyiᶜ ehlidir ẓan eylesün insân

Şeyâṭîn nûr-ı tevḥîdle yanar gelmez sana vallah

(Bu yaptıkların boşa gider sanma! Böyle yaparsan, kalbin riyadan uzak olur ve şeytanlar tevhid nuruyla yanar. Senin yanına yaklaşamazlar.)

Der isen mürşid-i kâmil bulunmaz bu ᶜaṣırlarda

Ḳamusı kâmil ammâ sendedir noḳsân idersin vâh

(Zamanımızda bir mürşid-i kâmil bulunmaz sanma! Ara ve bul! Kâmil insan mutlaka vardır. Ama sen “Bu asırda kâmil insan yoktur. Zaman tarikat zamanı değildir.” diyorsan o zaman eksiklik, noksanlık sendedir. Sonra âh edip pişman olursun, ama iş işten geçer.)

Şerîᶜatle ᶜamel iden ṭarîḳatle ki ᶜazm iden

Ḥaḳîḳatden feyz yudan ḳalur mı boşda ey fellâh

(Şeriat hükümlerine göre amel eden ve tarikat, tasavvuf yolunda azimle ilerleyip nefsini ıslah etmeye çalışan, hakikatten feyz almaya çalışan kişi kurtuluşa ermez mi hiç!)

Sana iẕin tamâmet benden olsun bu uṣûl üzre

Ḫulûṣ it şübhe itme Ḥaḳḳ seninle bende ol âgâh

(Bu söylediklerim üzere sana benden bir izin olsun ki, ihlaslı olup Allah’ın varlığında ve birliğinden şüphe etmez, uyanık olup Hakk’ın emir ve yasaklarını uyma yolunda gayret sarf edersen, mutlaka kurtuluşa erenlerden olursun.)

İcâzet virdi sana oḳuyub dinleyene Ḥamdî

Di pîrim şâh-ı ᶜAbdülḳâdir oldı maḳṣadım Allah

(Şeyh Hamdî Efendi, bunu okuyup dinleyene Kâdirî yolu üzere icâzet verdi. Yeter ki sen, “Şâh Abdülkâdir Geylânî, pirimdir; maksadım Allah’ın rızasını kazanmaktır.” de!)

 

Kaynaklar:

  1. Nazire Erbay, Dîvân-ı Hamdî/Pendiyye-i Hamdiyye İnceleme-Metin, Fenomen Yayıncılık, Erzurum, 2015.


Edebali KARABIYIK diğer yazıları