Merve GENCO

Evliya’ya Düşmanlık Etme!

Evliya’ya Düşmanlık Etme!

"Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, tâ ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım..." (Buhârî, Rikâk, 38)

Velî, sözlükte “yardım eden, koruyan, yardım edilen, korunan, dost, himaye eden” anlamlarına gelir. Kelimenin çoğulu olan evliyâ, Türkçede tekil anlamda da kullanılır. Bir kavram olarak “Evliyâ”, sadece menkıbelerde geçen bir halk anlatısı değil, kökleri bizzat Kur’ân-ı Kerîm’in derinliklerine uzanan ilâhî bir hakikattir. Kur’ân, "Velî" kelimesini hem Allah Teâlâ’nın bir sıfatı olarak hem de O’nun seçkin kulları için bir mertebe olarak zikreder. Rabbimiz, bu dostluğun mahiyetini ve bu makama erenlerin dokunulmazlığını şu ayetlerle ilan etmiştir:

 

"Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah’ın sözlerinde değişme olmaz; (öyleyse) en büyük kazanç budur."(Yunus Suresi, 62-64)

 

Bu ayetler, "Velî" kavramının iki temel şartını ortaya koyar: Tahkiki bir iman ve sarsılmaz bir takva. Bu iki kanada sahip olan kul, Allah’ın özel himayesine (velâyetine) girer. Allah bir kulu dost edindiğinde ise, o kul artık sadece kendi adına değil, adeta o ilâhî himayenin gölgesinde yürümeye başlar.  Bu himayenin ve yakınlığın ne boyuta ulaştığını, Sahih-i Buhârî’nin "Kitâbu’r-Rikâk" (Kalbi İncelten Hadisler) bölümünde yer alan o muazzam Hadis-i Kudsî’de görmekteyiz. Rabbimiz şöyle buyurur:

 

"Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, tâ ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım..." (Buhârî, Rikâk, 38)

 

Bu hadis, tasavvuf literatüründe "Hadis-i Nevâfil" (Nafileler Hadisi) olarak bilinir ve fenâfillâh (Allah’ta fâni olmak) ile bekâbillâh (Allah ile bâki kalmak) makamlarının en büyük şer’î delili kabul edilir. Buradaki "kulağı, gözü, eli, ayağı olurum" ifadesi, Mücessime veya Şia-Hululiyye’nin iddia ettiği gibi kulun hâşâ Allah olması değil, kulun bütün varlığıyla ilâhî iradenin emrine girmesidir.

 

İslâm âlimleri bu durumu şöyle detaylandırır: Artık o kul, adeta ilâhî iradenin kontrolündedir. Allah’ın (c.c) razı olmadığı hiçbir şeye bakmaz, hiçbir batılı dinlemez ve hiçbir harama el uzatmaz. O’nun tüm azaları ilâhî rızanın süzgecinden geçer. Kulun duyuları ilâhî bir nura kavuşur; sıradan insanların göremediği hikmetleri görür, duyamadığı hakikatleri duyar. Buna Peygamber Efendimizin (s.a.s), "Müminin ferasetinden sakının, çünkü o Allah’ın (c.c) nuruyla bakar"(Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 15; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, VIII, 102) hadis-i şerifi de işaret eder.

 

Allah (c.c), dost edindiği kulunun adeta vekili olur. İşte hadisin başındaki "Kim benim bir velî kuluma düşmanlık ederse, Ben ona harp ilan ederim…" uyarısının sırrı buradadır. Allah dostuna saldıran, aslında o kulda tecelli eden ilâhî nura yani Allah’ın (c.c) iradesine saldırmış olur.

 

Hadis-i Kudsî’de geçen "Ben ona harp ilan ederim…" ifadesi, üzerinde titizlikle durulması gereken sarsıcı bir ikazdır. İslâm ilâhiyatında Allah Teâlâ’nın "harp" kelimesini kullandığı iki temel alan vardır: Biri faiz, diğeri ise Allah dostlarına yapılan düşmanlıktır. Bir gönül dostunu incitmenin, kebâir bir günah olan faizle karşılığının aynı olması üzerinde tefekkür edilmesi gereken ciddi bir ikazdır. 

 

Buradaki "harp ilanı", insanların kendi aralarındaki kavgalara benzemez. Allah’ın (c.c) bir kula harp açması demek; o kulun üzerindeki hidayet nurunun çekilmesi, kalbinin mühürlenmesi ve huzurdan kovulması demektir. Âlimler bu harbin sonuçlarını şöyle şerh etmişlerdir: Allah’ın harp açtığı bir kul, ibadetlerinden lezzet alamaz hale gelir. Dili zikretse de kalbi kararır. Bu manevi bir iflas, sessiz ama en derin bir helâktir. Tasavvufta "Gayretullah", Allah’ın kendi sevdiklerini ve mukaddes değerlerini koruma sıfatıdır. Bir velîye yapılan saldırı, o kulun şahsına değil, onda tecelli eden ilâhî sırra yapıldığı için Gayretullah’a dokunur. Büyük zâtlar, Allah dostlarına düşmanlık besleyenlerin en büyük riskinin "son nefes" olduğunu belirtmişlerdir. Zira Allah’ın harp ilan ettiği birinin, kazanması asla mümkün değildir. 

 

Kaygusuz Abdal bir şiirinde bu hakikati şöyle dile getirir:

 

Sen anı şöyle sanırsın,

Sencileyin bir Ademdir.

Evliyanın sırrı vardır.

Gizli ayan elindedir.

 

Hak zatıyla sıfatıyla,

Tecelli eyledi onda,

Varlığı hak varlığıdır,

Emr-i Sübhan elindedir.

 

Sonuç olarak kişinin evliyâya düşmanlık etmesi, Kahhâr olan Allah'ın (c.c) Celâlini kendi üzerine celb etmesi sonucunu doğurur ki bu ne büyük bir felakettir. Ulemâya olan düşmanlık ise, ucu ilme dayandığı için kişiyi itikadî açıdan küfür tehlikesine sokabilir. Hem evliyâ hem de âlim olan Mürşid-i Kâmillere düşmanlığın ne derece tehlikeli olduğu bu ölçüyle kıyas edilmelidir. Peygamberlerin durumu ise daha da farklıdır: Düşmanlığı bırakın, hürmetsizlik dahi küfür sayılmıştır. 

 

Peygamber varisi olan kâmil insanlara yöneltilen her türlü menfi tavır, aslında o mübarek silsilenin asıl sahibine yapılmış sayılır. Zira kul, Rabbiyle arasını açtığında, bazen bir veliye düşmanlık eder ve erenlerin mânâ âlemindeki keskin kılıcına kendini hedef hâline getirir. Ya Rabbi! Bizi Seni ve sevdiklerini sevenlerden eyle; Senin için seven, Senin için buğz eden kullarından eyle.


Merve GENCO diğer yazıları