
Bu gazel, dîvân edebiyâtının şaheserleri arasındadır. Gazelin orijinal metni ve sâdeleştirilmiş hâlini siz değerli okularımızla paylaşmak istedik.
Nigârâ! Mülk-i cismim kenz-i aşkınçün harâb ettim
Anı cânım yerine kalbde nâib-i menâb ettim
Derûn-i sînemi pâk eyledim ağyâr nakşından
Gönül kâşânesin aşk-ı ruhınçün müstetâb ettim
Beyâbân-ı talebde pertev-i hüsnün şuâından
Tenim baştan başa cevvâle-i mevc-i serâb ettim
Şarâb-ı nâbe ger meyl eylesem mâzûr tut zâhid
Ki ben meyhânede pîr-i muğâna intisâb ettim
Cihânın gülşenine gelmemiş hüsnün gibi bir gül
Anınçün âlem içre aşk-ı hüsnün intihâb ettim
Hubâb-ı sakf-ı gerdûna ulaşsa himmetim nola
Ki ömrüm sarf-ı râh-ı bir şeh-i âlicenâp ettim
Medâris içre Hâlis görmedim ben aşk sevdâsın
Anınçün ilmimi meyhânede rehn-i şerâb ettim (Kerkûkî, 1284: 57-58).
**
Ey Sevgili! Beden ülkemi aşkının hazinesi için harâb ettim.
Onu, kalbimde canımın yerine koydum.
Derûnumu, senden gayrısının nakışlarından temizledim.
Gönlümü, aşkının gamı için hoş eyledim.
Talep çölünde, hüsnünün parlaklığının şuâsından vücûdumu,
Baştanbaşa hareketli serâp dalgası yaptım.
Ey Zâhid! Allahu Teâlâ’nın feyzine meyledersem beni mâzur gör.
Ki ben dergâhta, bir kâmil mürşîde intisâb ettim.
Cihânın gül bahçesine, senin hüsnün gibi bir gül gelmemiş.
Onun için bu âlemde güzelliğinin aşkını seçtim.
Himmetim, feleklerin çatısındaki damlalara kadar ulaşsa ne çıkar!
Ki ömrümü, katı yüce bir pâdişahın yolunda sarf ettim.
Ey Hâlis! Medreseler içinde aşk arzusunu görmedim.
Onun için ilmimi, dergâhta, Allahu Teâlâ’nın feyzine karşılık rehin bıraktım.
Tasavvuf Dergisi’nin Başyazarı Safvet, bu gazeli tahmîs etmiştir:
Muhabbet âleminde kendi kendimden hicâb ettim
Açıldım cism ü cân ü kalbime bir bir itâb ettim
Tarîk-i aşkta bünyâd-ı hestîyi türâb ettim
Nigârâ mülk-i cismim kenz-i aşkınçün harâb ettim
Anı cânım yerine kalbde nâib-i menâb ettim
Açıldı perde-i zulmet nigârın tâb-ı rahşından
Gönül kandı tecellâ-yı cemâl-i feyz-i bahşından
Tecerrüd eyledim yekser cihânın arş ü ferşinden
Derûn-i sînemi pâk eyledim ağyâr nakşından
Gönül kâşânesin aşk-ı ruhınçün müstetâb ettim
Fenâ-yı aşka irdim cezbe-i vaslın simâından
Serâpâ gark-ı nûr oldum hicâbın irtifâından
Tutuştum serteser berk-i cemâlin iltimâından
Beyâbân-ı talebde pertev-i hüsnün şuâından
Tenim baştan başa cevvâle-i mevc-i serâb ettim
Şuûn-i hilkati sertâbeser makdûr tut zâhid
Bu âlemde harâbat ehlini mağfûr tut zâhid
Beni ol zümre-i mestânede mecbûr tut zâhid
Şarâb-ı nâbe ger meyl eylesem mâzûr tut zâhid
Ki ben meyhânede pîr-i muğâna intisâb ettim
Bahâristan-ı dehri kapladı âvâze-i gulgul
Ki yoktur ravzâ-i imkânda zülfün gibi sünbül
Gülistân üzre aksin gördü şeydâ oldu hep bülbül
Cihânın gülşenine gelmemiş hüsnün gibi bir gül
Anınçün âlem içre aşk-ı hüsnün intihâb ettim
Tutarsa âlem-i imkânı sıyt u şöhretim nola
Tasarrufta teâli itse feyz ü kuvvetim nola
Rumûz-ı arş ü ferşe vâkıf olsa fikretim nola
Hubâb-ı sakf-ı gerdûne ulaşsa himmetim nola
Ki ömrüm sarf-ı râh-ı bir Şeh-i âli Cenâb ettim
Hakîkatten Cenâb-ı Pîrim sundukta sahbâsın
Bitirdi suhfe-i hâtırda kıyl ü kal kavgasın
Gözetme onda Safvet zevk-i ruhâni temaşâsın
Medâris içre Hâlis görmedim ben aşk sevdâsın
Anınçün ilmimi meyhânede rehn-i şerâb ettim (Safvet, 1327b: 8).



